banner506

banner498

banner499

banner500

banner501

banner502

banner503

banner504

banner511

banner512

eryaman escort eryaman escort brazzers porno eryaman escort eryaman escort eryaman escort eryaman escort

19 Haziran 2018 Salı

Ülkemizde 2017 Yılı İçinde 408 Kadın Katledilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ TBMM Grup Toplantısında Milletvekillerine ve Partililere Hitap Etti. 8 Mart Dünya Kadın Günü Münasebetiyle Kadın Cinayetlerine ve Cinsel İstismarlara değinen Bahçeli; “ Bu yılın Ocak ayında 28, Şubat ayında ise 47 kadın cinayeti işlenmiştir. Yine 2017 yılında, 101 tecavüz, 247 taciz vakası yaşanmıştır.376 kız çocuğu cinsel istismar felaketinin kurbanı haline gelmiştir. İstismar suçuna getirilecek cezalar ister kimyasal isterse de ebedi mahkûmiyet olsun, sonuna kadar uygulanmalı, sonuna kadar istismarcıların hesabı görülerek iyi hal falan da dikkate alınmamalıdır.”

banner98
06 Mart 2018 Salı 18:40
Ülkemizde 2017 Yılı İçinde 408 Kadın Katledilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi  Genel  Başkanı  Devlet BAHÇELİ  TBMM Grup Toplantısında Milletvekillerine ve Partililere Hitap Etti. 8 Mart Dünya Kadın Günü Münasebetiyle  Kadın Cinayetlerine ve Cinsel İstismarlara değinen  Bahçeli; “ Bu yılın Ocak ayında 28, Şubat ayında ise 47 kadın cinayeti işlenmiştir. Yine 2017 yılında, 101 tecavüz, 247 taciz vakası yaşanmıştır.376 kız çocuğu cinsel istismar felaketinin kurbanı haline gelmiştir. İstismar suçuna getirilecek cezalar ister kimyasal isterse de ebedi mahkûmiyet olsun, sonuna kadar uygulanmalı, sonuna kadar istismarcıların hesabı görülerek iyi hal falan da dikkate alınmamalıdır.”
İçinde bulunduğumuz çağın en büyük açmazı, açgözlülüğün ihtiyaç maskesiyle kapatılmasıdır. Bir başka açmaz ise hoşgörü, merhamet ve adalet duygularındaki çatırdama, hatta tamiri imkânsız çatlaklardır. Teknolojik ilerlemeler aynı oranda sosyal gelişmelere yansımadığı için ahlaki zaaf ve zayıflıklar insanlığı esir ve tesir altına almaktadır.Herkes her şeyin içinde, her konudan az ya da çok malumat sahibidir.

Mesela, Şili’de baş gösteren aile içi bir dram, İzlanda’da yaşanan bir skandal, İspanya’da vasat bulan bir kavga, Mozambik’te görülen bir çatışma, Singapur’da sahnelenen bir kapışma, Makedonya’da yeşeren bir kamplaşma anında insanlığın gündemine yerleşmektedir.Gelişmelerle ilgili malumat sahibi olmak elbette anlamlıdır, ama asıl anlamlı olanı ise bu gelişmelere yön vermek, istikamet çizmektir.

Her yıl 8 Mart günü geldiğinde, hem ülkemizde hem de dünya üzerinde kadınlar konuşuluyor, kadınlarla ilgili değerlendirmeler herkesin malumat müktesebatı çerçevesinde yapılıyor.Bu konuda vicdani farkındalık düzeyinin küresel ölçekte yükselişi şüphe yok ki memnuniyet vericidir.Mazisi 161 yılı bulan demokratik nitelikli bir mücadelenin yıldönümünde kadın haklarıyla ilgili herkes, yerkürenin her zemininde kanaat ve yorumlarını paylaşıyor.Aynısı ülkemizde de gerçekleşiyor, ülkemizde de gündeme geliyor.8 Mart 2018’de Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle çok sayıda toplantı, panel, konferans, münazara, hatta münakaşa yapılacağı bellidir.

Biz kadın deyince ne anlamalıyız?

Beşik sallayan anne, çocuğunu doyurup, giydirip büyüten ebeveyn mi?Biz kadın denildiğinde neyi görmeliyiz? Evini çekip çeviren, eşine destek veren, aşını işini dert eden bir fedakârlık anıtı mı?

Biz kadını nasıl tarif etmeliyiz? Şeref ve namus timsali, ar ve iffet simgesi mi? Kadına baktığımızda neyin mahcubiyetini yaşamalıyız? Dinmeyen şiddetin mi? Verilmeyen değerin mi? Eksilmeyen istismar ve cinayetlerin mi? Kadına baktığımızda bu söylediklerimin hepsi fazlasıyla vardır ve karşımızdadır.

En temel sorun, en bariz ayıp kadının bir insan olduğu gerçeğinin unutuluyor, umursanmıyor oluşudur.Kadın her şeyden önce bir insan, her şeyden önce eşref-i mahlûkattır. Bozkırın tezenesi merhum Neşet Ertaş kadınları tarif ederken; “Kadınlar insandır, biz ise insanoğlu” sözüyle muazzam bir teşhis hüneri göstermiş, mutlak bir doğruya temas etmiştir.

Ancak kadınların gönülleri yıkılmaktadır. Kadınlar şiddete, istismara, tacize maruz kalmaktadır ki, bu dehşet tablosu insanım diyen, vicdan sahibi her kişi için utançtır.Hz. Mevlana diyor ki: “Gönül yıkmak, Kâbe yıkmaktan daha büyük bir günahtır.”

Peki, yıkılanı nasıl onaracağız?Yıkımı nasıl engelleyeceğiz?Düşeni nasıl ayağa kaldıracağız?

Fiziksel, duygusal, psikolojik şiddete uğrayan kadınlarımıza ne diyeceğiz, onlarla nasıl helalleşeceğiz?

Sürekli kadına şiddetten yakınma vardır, konu herkesin dilindedir.Sokak ortasında, adliye önünde, ev veya meskenlerin içinde, işyerlerinde hunharca öldürülen kadınlar sadece Türkiye’nin değil, sadece bölge ülkelerinin değil, tüm insanlığın kanayan yarası, kanatlanmış çığlığıdır.Bu çığlık masumdur, bu çığlığın gözü yaşlıdır.

Ülkemizde 2017 yılı içinde 408 kadın katledilmiştir.

Bunların çoğunluğu ise ya devlet koruması altındayken ya da boşanma davası sürerken hedef olmuşlardır. Bu yılın Ocak ayında 28, Şubat ayında ise 47 kadın cinayeti işlenmiştir. Yine 2017 yılında, 101 tecavüz, 247 taciz vakası yaşanmıştır.376 kız çocuğu cinsel istismar felaketinin kurbanı haline gelmiştir. İstismar suçuna getirilecek cezalar ister kimyasal isterse de ebedi mahkûmiyet olsun, sonuna kadar uygulanmalı, sonuna kadar istismarcıların hesabı görülerek iyi hal falan da dikkate alınmamalıdır. Amacım kadına, çocuğa yönelen anormal vandallıkları, aşağılık saldırıları bir nebze de olsa deşifre etmek, herkese göstermektir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ya; “Şuna inanmak gerekir ki; dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”

Böyle bir eser sahibi insan varlığına kıyılması karşısında ne zaman ayağa kalkacağız?Her şeyden malumat sahibi olurken, duyduğumuz, haberini aldığımız veya okuduğumuz şiddet sahnelerine daha ne kadar tepkisiz kalacağız?Aydınız, moderniz, çağdaşız, Cumhuriyet’in bekçisiyiz diye afra tavra satanlar kadınları sadece çıkarları doğrultusunda akıllarına getiriyorlar.Diğer taraftan meczubun birisi çıkıyor, kadınlara kocalarından dayak yedikleri için şükretmelerini tavsiye edebiliyor.

Meselenin tuhaf yanı ise, bunu da din ve diyanet adına yapabiliyor.Asansöre yabancı bir erkek ile kadının birlikte binmesinin sakıncalarından utanmadan, sıkılmadan, yüzü kızarmadan bahsedebiliyor.

Ne ara bu kadar sapık türedi?

Hangi ara kadınlarımıza, çocuklarımıza göz koyan ahlaksızların, onları töhmet altında bırakan alçakların sesi çıkmaya başladı?Her kadın ve çocuk istismarı insanlığa ihanettir. Ve hiçbir ihanet cezasız bırakılmamalıdır.Her kadın cinayeti istikbalimizin kalbine indirilmiş hançer, Türk-İslam medeniyetinin ufkuna gerilmiş kanlı gömlektir.Biz bu hançeri kırmalıyız, bu gömleği ise kararlılıkla yırtmalıyız.Hala istismarları ve işlenmiş cinayetleri konuşuyor olmaktan, bu zulmü önleme adına bir arpa boyu mesafe alamamaktan ızdırap duyulması lazımdır.Yaşanan felaketler kadar, bir de hiç gündeme yansımayan, yansıtılmayan pek çok mağduriyetler olduğu kuşku götürmez bir gerçektir.

Korkudan, tehditten, baskıdan dolayı konuşmaktan çekinen kadın veya çocuklarımızın elinden tutmak, onların derdine derman olmak aynı zamanda insani, aynı zamanda vatandaşlık görevidir.Az evvel söylemiştim, kadın demek insan demektir.İnsanın mutsuz olduğu yerde devlet istikrarlı olamaz.İnsanın korku içinde olduğu yerde asayiş ve huzurdan iz bulunamaz.Kadın ailedir, kadın annedir, kadın vatandır, kadın ülkedir, kadın gelecektir, kadın gelecek nesillerin teminatıdır.İl Bilge Hatun’a bakınız bunu görürsünüz.Hayme Ana’ya bakınız aynısını görürsünüz.Kahraman Türk kadınına bakınız buna şahitlik edersiniz.“Ana gibi yar, vatan gibi diyar olmaz” diyen aziz milletimiz, kadına uzanmış her kirli el sahibine hak ettiği cezayı vermeye, her bedeli ödetmeye hamd olsun kararlıdır, buna da gücü yetecektir.Eğer var olacaksak, eğer geleceği şuurla kavrayıp, irademizle kaleme alacaksak kadına yönelik şiddeti durdurmalı, katilleri ve şiddet faillerini toplumdan tecrit etmeliyiz.Hapisse hapis, hadımsa hadım, idamsa idam, neyse gereği yapılmalıdır.Kim ki, kadına bir fiske vurduysa, kim ki, kadına küfür ve hakarete yeltenmişse buna pişman edilmelidir.Bunları yapmazsak gelecek elimizden kayıp gidecektir.Hukuki, siyasi, tıbbi, vicdani, ahlaki tedbir ve tecrübelerle şiddeti kaynak yerinde kurutmalıyız.Şiddetin anatomisi, şiddetin psikolojisi ve sosyolojisi üzerine konunun uzmanları, bilim insanları muhakkak suretle çalışmalıdır.

Söz konusu çalışma tüm vatan sathında yapılmalıdır.Bu da bir beka meselesidir, ertelenmesi, geciktirilmesi çok ciddi mahsurlara yol açacaktır.Kadın hak ettiği toplumsal mevkii almalı, siyasetten ticarete, ekonomiden sanata, eğitimden spora layık olduğu mertebelere ulaşmalı, yalnızca şiddet konuşulurken hatırlanmamalı, yalnızca 8 Mart’a sıkıştırılmamalıdır.Bu sorumluluk hepimizin omuzlarındadır. Unutmayınız ki, kadınlar kadar güçlüyüz, kadınlar kadar insanınız, kadınlar kadar medeniyiz. Bugün grup toplantımıza teşrif eden hanımefendiler başta olmak üzere, tüm kadınlarımızın, aziz şehitlerimizin tüm muhterem annelerinin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, saygılarımı sunuyorum.

Merhum Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Milli Mücadele yıllarının anlatıldığı “Sahnenin Dışındakiler” isimli eserinin bir yerinde, roman kahramanlarından birisi aynen şöyle konuşur:

“Orada, yani Anadolu’da, mücadele var, muharebe var. Mukadderatımız orada halledilecek. Asıl sahne orası. Biz burada maalesef seyirciyiz, sahnenin dışındayız.”

Her dönemde mukadderatımızın müdafaasıyla, mukaddesatımızın muhafazasıyla ilgili bir mücadele basiretle, feragatle sahnelenmiştir. Ve bu sahneye devrin kahramanları çıkarak damga vurmuşlardır. Mukavemetimiz çözülürse mukadderatımız çökecektir. Mücadelemiz gevşerse mütecaviz emeller genişleyecek, gemi azıya alacaklardır. Şu anda mukadderatımızla ilgili kurulan sahne Afrin’de, sınırlarımızın diğer alan ve bölgelerindedir. Ama bu sahnede Türk milleti duasıyla, desteğiyle vardır, yeri gelirse canımızla, kanımızla, malımızla hepimizin olması da kaçınılmazdır.

Türkiye esneme göstermeden, alttan almadan, tehditlere boyun eğmeden, dik ve cesur duruşunu sergilemektedir. Başka alternatif de yoktur. Çünkü beka savunmasının ikamesi, ileri bir tarihe ertelenmesi düşünülemeyecektir. Bir vatana sahip olmak kolay değildir, sonuçları vardır.

Bir devlete sahip olmak basit bir hadise değildir, görev ve sorumlulukları tarihidir.Bir istiklal onuruna, bir irade gücüne sahip olmak sıradan bir şey değildir, ihtiyaç olursa yüksek bir bedel ödemeye hazır olmayı gerektirir. Sykes-Picot ruhu sanki arkamızda dolaşıyor.

Sevr hayaleti adeta peşimizden geliyor.

Mondros’u takip eden rezaletler başını kaldırıyor, İskenderun civarından bir kez daha vatana nüfuz etmeyi planlıyor. Müstevliler Çanakkale’de olduğu gibi yine mevzileniyor, yine silaha, şiddete, fitneye sarılıyor. Bugünün ciddiyetini, vahametini kavramalıyız. Anılarımızla geçmişi, umutlarımızla geleceği kucaklamalıyız.İstikbali kurtarmak maksadıyla geçmişin azim ve kararlılıklarından dersler çıkarmalıyız.

Uyarıyorum ki, ihmal işgale kapı açar; gevşeklik ihaneti davet eder. Artık bıçak kemiktedir, mızrak çuvaldan çıkmıştır. Geldiğimiz bugünkü zaman diliminde, güney sınırlarımız boyunca sahne alan komplo ve kumpasların dozajında herhangi bir azalma, herhangi bir yavaşlama yoktur, görülmemiştir.

Tam tersine, tehditlerin cesameti, tehlikelerin cüreti gittikçe büyüyen dalga boyuna dönüşmüştür. İnanmışlık çok şükür bu dalgayı kırmaktadır. İman ve vatan sevgisi milli iradeyi canlı tutmakta, istiklalimizi korumaktadır. Bu itibarla, kahramanca duruş göstermekten, mihnet ve çilelere meydan okumaktan başka seçeneğimiz elbette kalmamıştır. 45 günü geride bırakan Zeytin Dalı Harekatı imrenilecek bir şuur, takdir edilecek bir planlama, tebrik edilecek bir başarıyla icra edilmektedir.

Harekatın 43’üncü gününde Afrin kent merkezine giden yol üzerinde bulunan kritik Raco Beldesi’nde kontrol sağlanmış, ay yıldızlı al bayrak Raco’ya dikilmiştir. Burada tuzaklanmış bomba ve el yapımı patlayıcılar sabırla, dikkatle temizlenmektedir. 4 Mart Pazar günü, Zeytin Dalı Harekatı için önem taşıyan Şeyh Hadid beldesi başta olmak üzere, yedi yerleşim yerinde denetim sağlanmıştır. Raco ve Cinderes’ten Afrin’e ulaşan karayolları da kontrol altına alınmıştır. Anlaşılan odur ki, Zeytin Dalı Harekâtı’nda 4 stratejik safha vardır: Birinci olarak, terör örgütü PKK/PYD/YPG ile sınır bağlantı hatlarının bütünüyle kesilmesidir. Bunda başarıya ulaşılmış, derinlemesine güvenli bir alan oluşturulmuştur. İkinci stratejik safhada, Afrin’in kuşatmaya alınması, çevresinin hem terörden hem de silah ve bombalardan ayıklanmasıdır. Bu da gerçekleşmiştir. Şimdiye kadar çok sayıda terör barınağı, sığınağı, mevzii, silah, araç ve gereci imha edilmiş; açılan tüneller, kazılan hendekler teröristlerle beraber yok edilmiştir. Etkisiz hale getirilen hain sayısı 2 bin 800’ü bulmuştur. Üçüncü stratejik safhada, Afrin’e çıkan tüm yol, kavşak ve yerleşim yerlerinde kontrolün sağlanmasıdır ki, bu konuda da önemli kazanımlar elde edilmiştir. Dördündü ve son stratejik safhada ise, Afrin’e girilmesi, sivillerin tahliyeleriyle birlikte bu kentin baştan aşağı terörden arındırılması ve tehdit olmaktan çıkarılması amaçlanmaktadır. Afrin, 2014 yılından itibaren PKK/PYD’nin istilasına uğramıştır. Pek tabii olarak Afrin Suriye’nindir. Ancak Suriye yönetimi terörizmle işbirliği yaparsa, tarih yeniden canlanacak, hatıralar bir kez daha ayaklanacak, tam yüz yıl önce bıraktığımız toprakların en azından istikrara, huzura, barışa kavuşuncaya kadar emanetimizde tutulmasının hakkı doğacak, önü açılacaktır. Kaldı ki arzumuz budur, olması gereken budur.

Diyor ya şair:

Ellerin yurdunda çiçek açarken, Bizim İl’e kar geliyor gardaşım. Bu hududu kimler çizmiş gönlüme? Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.

Zalim Esad’ın Afrin’e giden sözde halk güçlerinin kendilerine bağlı olduğunu birkaç gün evvel itiraf etmesi, Şam yönetimiyle PKK/PYD arasındaki teması alenen ifşa etmiştir.

Suç ortakları belirginleşmiştir.

Masumların kanını dökenler, insanlık vicdanını yok sayan barbarlar, mevzu Türkiye olunca yan yana gelmekte, omuz omuza vermektedir.Bu gelişmeler karşısında, Mustafa Kemal’in 30 Ekim 1918’de güneyden Raco’ya taşıdığı karargâhı bir kez daha tecelli edecek, ama bu defa kolay kolay ricat gerçekleşmeyecektir. Türkiye’ye iftira atan iç ve dış odaklar, harekatı sınırlandırarak uzamasına yol açan asıl etkenin sivillere zarar vermeme hassasiyetinin olduğunu ne zaman idrak edeceklerdir?

Siviller olmasaydı, teröristler kadınların, yaşlıların, çocukların ardına saklanmasaydı, Türk ordusunun önünde kim durabilir, kimler kahramanlarımızla baş edebilirdi?Türkiye aynı şekilde Afrin’deki masumların can güvenliği için mücadele halindedir.Canilerin korkakça saklanması, tünellere kaçışıp köstebek gibi oraya buraya gizlenmeleri nafiledir.İnanıyorum ki, besmeleyle sıkılan her kurşun, Allah Allah nidalarıyla atılan her bomba teröristlerin leşini yere serecek, bekamızın dirilişini müjdeleyecektir.

 

 

 

 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    2018 CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNDE ERDOĞAN %60 OY ALIR...

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    e-gazete
    • İzmir Time - 10 Temmuz 2014 Manşeti
    KARİKATÜR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV