Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan, İzmir'de iftar programında konuştu:
Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan, İran’a yönelik saldırıları sert sözlerle eleştirerek “Güya İran'daki kadınlara özgürlük getireceklermiş. Dikkat edin, İran'a saldırırken ilk hedefleri bir askeri tesis, nükleer santraller olmuyor. İlk saldırdıkları yer küçücük kızların okuduğu bir okul oluyor maalesef. 168 kız çocuğunu paramparça etmekten imtina etmeden hem de bir Ramazan gününde bu katliamı gerçekleştirdiler. Amerika bombardıman uçakları dünyanın hiçbir yerine özgürlük, barış, demokrasi götürememiş. Tam tersi. Amerika nereye gittiyse, nereye elini uzattıysa orada kan olmuş, gözyaşı olmuş, katliam olmuş." dedi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, partisinin İzmir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “Adalet Sofraları” temalı iftar programında konuştu. Bölgedeki sıcak gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arıkan, uzun zamandır ramazanların buruk geçtiğini ve her ramazan ayında emperyalizm Müslüman topraklarında kan döktüğünü ifade ederek, “Hatta Ramazan ayında şiddeti, zulümlerini daha fazla arttırdıklarını görüyoruz. Afganistan, Arakan, Keşmir, Irak, Libya, Lübnan, Suriye, Filistin birçok ülke sayabilirim. Yüz yılı aşkın bir süredir bu maalesef. Emperyalist güçlere direnen yönetimlerse maalesef birtakım senaryolarla, birtakım oyunlarla görevden uzaklaştırıldılar. Ve bu görevden uzaklaştırma esnasında o ülkeleri operasyon yapma esnasında hep aynı sakızı ağızlarına çiğnediler. Demokrasi dediler, insan hakları dediler, özgürlük dediler, bu ülkelere müdahalelerde bulundular. Bombardımanın eşliğinde insan hakları vaat ettiler, özgürlük vaat ettiler, demokrasi vaat ettiler ama geriye ne bıraktılar? Kan kokan topraklar bıraktılar. Üzüntülü anneler bıraktılar, gözü yaşlı yetim kalmış evlatlar bıraktılar maalesef. Şimdi de emperyal güçler tarafından İran parçalara ayrılmak isteniyor. Epstein zanlısı bu pedofil çetesi ne uluslararası kuruluşları dinliyor, ne anlaşmaları dinliyor, ne ramazanı dinliyor. Müzakere masasında oyaladıkları, müzakere görüşmelerinin devam ettiği esnada İran maalesef bombalıyor. Bu savaşın amacı asla ve asla İran’a özgürlük getirmek değil arkadaşlar. Nedir? Büyük İsrail’i kurabilmek, yeraltı kaynaklarını Trump’ın emrine vermekten başka bir şey değil. Yaşları yedi ile 12 arasında değişen 168 kız çocuğunu katlettiler. O küçücük bedenleri bombaların altında paramparça etmekten imtina etmediler. Hem de bir ramazan gününde bu katliamı gerçekleştirdiler. İzmir’den bir kez daha söylüyorum: Hiçbir jeopolitik hesap, hiçbir enerji koridoru planı, hiçbir iktidar mücadelesi bir çocuğun yaşama hakkının gasp edilmesine müsaade etmemeli.” diye konuştu.
“Bize İrancı algısı yapmasınlar”
ABD’nin bir ülkeye saldırırken amacının o ülkedeki otoriter yönetimi düzeltmek ile uzaktan yakından alakası olmadığına dikkat çeken Arıkan, “Bir ülke yönetiminin otoriter olup olmaması emin olun Amerika’nın zerre kadar umurunda değil. Amerika’nın hedefindeki ülkenin petrolüne, doğal gazına, nadir toprak elementlerine çökebiliyorsa; topraklarında rahat bir şekilde üsler kurabiliyorsa, radar istasyonları kurabiliyorsa o ülkenin yönetimleriyle Amerika’nın asla hiçbir zaman bir problemi olmadı. Amerika savaş gemileriyle geldiği ülkelerde o gemilerine petrolü doldurarak o ülkelerden ayrılıyor. Bütün bunlar bilindiği hâlde, gerek Türkiye’de gerek dünya kamuoyunda Amerika’nın bu kadar zalim olduğu, gittiği her yere zulüm götürdüğü bilinmesine rağmen; geçtiğimiz iki yıl boyunca Gazze’de insanlık tarihinin en büyük katliamını yapmasına rağmen, daha birkaç ay önce Venezuela’daki yaptıkları hukuksuzlukları görmemize rağmen Amerika ve İsrail’in, henüz müzakereler devam ettiği esnada, müzakere masası dağılmadığı esnada İran’a yönelik saldırılarından sonra bazı kardeşlerimiz dillerinin ucuyla 'biz Amerika ve İsrail’in İran’a müdahale etmesini istemiyoruz' düşük sesle söylüyorlar, daha sonrasında ise sanki dünyadaki bütün kötülüklerin sebebi İran’mış gibi Amerika ve İsrail’in saldırılarına meşruiyet kazandırmaya çalışıyorlar. Bu çok büyük bir gaflettir, çok büyük bir ihanettir. Bunu derken kimse Saadet Partisi Şiacı, Saadet Partisi İran güzellemesi yapıyor falan diye algı yapmasın. Kendi Amerikancılıklarını örtmek için Saadet Partisi’ne İran iftirası atmaktan vazgeçsinler artık.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye asla Amerika ve İsrail’le birlikte saf tutup bu haydutluk girişiminin bir parçası olmamalıdır”
“Peki şimdi ne olacak” diye soran Saadet Partisi Lideri Arıkan, “Neler yapmamız gerektiğini İzmir'deki bu iftardan sizlerle paylaşıyorum. Biz ilk önce Saadet Partisi olarak sorumluluğumuzu yerine getirme kaygısıyla uyarılarımızı sıralayacağız. Türkiye asla Amerika ve İsrail’le birlikte saf tutup bu haydutluk girişiminin bir parçası olmamalıdır. Neticesi ne olursa olsun Amerika ve İsrail’le saf tutmak bu savaşın kaybedeni olmak demektir. Bölge ülkelerinin tamamı topraklarında bulunan Amerika üslerinin İran’a karşı kullanılmasına asla müsaade etmemelidir. Mezhepçilik ve ırkçılık hatlarında söylem üretmenin hiç kimseye zerre faydası olmayacağı herkes tarafından kabul edilmelidir. Türkiye’yi savaşa çekmek isteyenlere karşı hepimizin, her bir ferdimizin çok dikkatli olması gerekmektedir. Türkiye’deki ve dünyadaki tüm vicdanlı insanlara, aklı başındaki tüm siyasi organizasyonlara, sorumluluk hisseden tüm sivil toplum kuruluşlarına düşen görev Amerika ve İsrail haydutluğuna karşı barışı büyütmek olmalıdır.” dedi.
“Ne topraklarımızda ne bölgemizde işgalci İsrail’i asla görmek istemiyoruz.”
Türkiye'deki gündemlerden bir tanesinin de terörsüz Türkiye meselesi olduğunu hatırlatan Arıkan, şunları belirtti: “Terörsüz Türkiye süreci işletilirken birilerinin ajandalarında İran’a karşı Amerika ve İsrail’e saf tutan Türk-Kürt-Arap ittifakı olmuş olabilir. Terörsüz Türkiye süreci işletilirken birilerinin ajandalarında Suriye ve Irak’taki silahlı Kürt unsurlarını İran’a karşı kışkırtmak, İran’a yönlendirmek olabilir. Biz bu süreç başlatıldığında da bütün bu ihtimalleri görerek hareket ettik. Duruşumuzda da söylemlerimizde de bu konuya dikkat çektik. Biz en başından beri terörsüz Türkiye tanımlamasının müphemliğine, belirsizliğine vurgu yaptık. Süreci adlandırma konusunda dahi farklı düşünüyor olmamıza rağmen yaşanabilir bir Türkiye’ye olan ihtiyacı dile getirerek, ülkemizde ve bölgemizde barışı ve kardeşliği savunarak, hak ve adalet ekseninde bir düzen kurmak için gayret ederek bu komisyon içerisinde yerimizi aldık. Sürece destek verirken de defalarca şu uyarıyı yaptık: Yitecek canlara ve akacak kanlara rağmen Amerika ve İsrail’le iş tutarak maden, inşaat ve enerji sektöründe pay almanın hesapları yapılıyorsa inanın bu hesabı yapanların dünyada yatacak yeri dahi olmayacaktır. Defalarca iktidarı uyardık. 'Başka savaşlara taşeronluk yapmak için planlar yapmayınız, samimi olunuz' dedik. Hep birlikte ülkede ve bölgede huzuru ve barışı temin edelim dedik. Bölgenin tüm ülkelerine ve halklarına defalarca şu seslenişi yaptık: 'Amerika ve İsrail çıkarlarının taşeronu olmayın. Küresel haydutların eşitsizliği artırma, servet yığma politikalarının aparatı olmayın. Bölgeyi dışarıdan yapılan müdahalelerin aparatı hâline getirmeyin. Türk, Kürt, Arap, Fars; bölgenin tüm halkları azınlık çoğunluk demeden her birimiz birbirimizin elini tutalım. Aramızdaki tüm problemleri müzakere yoluyla çözelim. Hak ve adalet ekseninde ortak bir geleceği beraber inşa edelim' dedik. Bugün biz aynı yerde duruyoruz. Bölgede barışı büyütecek her türlü projeye destek olacağız. Bölgeye savaş getirip petrol götüren hiçbir projenin de taşeronu ne oluruz ne de sizin olmanıza müsaade ederiz. Bizim çağrımız net: Topraklarımızda kirli postallarıyla Amerika askerlerini asla görmek istemiyoruz. Ne topraklarımızda ne bölgemizde işgalci İsrail’i asla görmek istemiyoruz. Tüm emperyalist müdahaleleri reddediyoruz. Bölgede barışın ancak müzakereyle olacağını tekrar tekrar ifade ediyoruz.”
“Değil 2036, 3036’da dahi bu hayalinizi asla gerçekleştiremeyeceksiniz”
Binlerce kilometre öteden Amerikalı üst düzey yöneticilerin Türkiye’ye dair açıklamalarda bulunduğuna işaret eden Mahmut Arıkan, konuşmasına şöyle devam etti: “Amerikalı üst düzey bir yönetici Mike Rubin bu hafta ne dedi biliyor musunuz? 'Tahran’da 2026’da yaşananlar acaba Ankara’da 2036’da yaşanabilir mi?' dedi. Hepimiz dehşetle takip ettik bu açıklamayı. Bitmedi, devam etti. Amerikalı bir başka yetkili 'İslam peygamberinin yanılgılarına inanan rejimler' ifadesini kullandı. Bitmedi. Trump’ın en yakın dostlarından Senatör Lindsey Graham dedi ki: 'Bu bir din savaş ve Orta Doğu’nun gidişatını bin yıl boyunca biz belirleyeceğiz' dedi. Haçlı savaşlarına atıfta bulundu. Şuna bir açıklık getirelim. Sizin dedeleriniz bin yıl önce Haçlı seferlerinde aynı cümleleri kullandı. Geleceğin bin yılını kendilerinin inşa edeceğini iddia ettiler. Şimdi o dedelerinizin bu coğrafyada mezarları bile yok. Akıllanmadınız. 100 yıl önce yine bu coğrafyaya geldiniz. Yine buraya ayar vermeye kalktınız. Buraya geldiğiniz gemiler şu an Çanakkale Denizi’nin dibinde bekliyor. Yine söylüyorum: Değil 2036, 3036’da dahi bu hayalinizi asla gerçekleştiremeyeceksiniz. Herkes aklını başına alsın. Herkes haddini bilsin. Bu topraklara binlerce yıl önce, yüzlerce yıl önce birçok kişi hesap yaptı. Birçok kişi hesap yaparak işgal etmeye kalktı. Hepsi tarihin karanlığında yerlerini almış oldu.”
“Artık vatandaşın yakasından düşün”
Son olarak trafik düzenlemeleri konusuna değinen Arıkan, “Bütün dünya radarlarını hipersonik füzelere odaklamışken bizdeki radarlar vatandaşın cüzdanına odaklanmış vaziyette. Elalem radar ekranlarında kıtalar arası tehditleri takip ediyor. Bizimkiler radarlarla araç plakası kovalamaya devam ediyor. Plaka APP baskı olacakmış. Plakada yazı fontu kalınsa ceza yazılacakmış. Araç ekranı fabrika çıkışlı olmazsa ceza yazılacakmış. Araç içi aksesuarlarla ne yapmaya çalışıyorlar? Bugün bütçe açığını kapatmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bugünkü iktidarın ülkeyi getirdiği nokta maalesef bu. Saçma sapan politikalarla batırdıkları ekonomiyi şimdi saçma sapan cezalar keserek vatandaşlarımızdan çıkarmaya çalışıyorlar. Savunma sanayi değil, tabir yerindeyse bugünkü iktidar ceza sanayi kurdu. Eskiden bir yılda kesilen cezayı şimdi bir ayda kesen bir iktidarla karşı karşıyayız. İktidara sesleniyorum: Artık vatandaşın yakasından düşün. Ekonomi yönetiminin yeni formülü şu olmuş: Vergi yetmezse ceza, ceza yetmezse yasak. Unutulmasın ki bu millet devleti beslemek için değil, devlet millete hizmet etsin diye vardır.” eleştirilerinde bulundu.
Seyirtepe Tesisleri’nde gerçekleşen iftar programına Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç, Genel İdare Kurulu Üyeleri Mesut Dağ ve Mustafa Erduran, İzmir İl Başkanı Zekeriya Hazırbulan, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile çok sayıda partili ve vatandaş katıldı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla iftar öncesi salondaki kadınlara çiçek taktim eden SP Lideri Arıkan, program sonunda ise partisinin yeni üyelerine rozet taktı.