Grev bitti!
Mücadele etmek, işçilerin gücünü ve haklılığını büyütmek zorundayız!
İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı şirketlerde çalışan işçilerin grevi bugün sona erdi. Yaşanan bu son toplu iş sözleşmesi süreci de gösterdi ki, neredeyse yalnızca ücret pazarlığına indirgenmiş bir mücadele, sonucu ne olursa olsun, işçilerin haklılığına ve çıkarlarına zarar vermektedir.
Yerel yönetimleri ellerinde tutan AKP’si CHP’si farketmeksizin tüm düzen partileri ve onları temsil eden işveren sendikalarının belediye işçilerini fazlalık ve yük kabul ettiklerini, emeğe de işçilere de zerre değer vermediklerini bir kez daha yaşayarak görmüş olduk. Ne acıdır ki, işçiyi temsil ettiğini iddia eden sendikalar da ricacı ve pazarlıkçı bir pozisyondan çıkamamaktadır.
Geride bıraktığımız yedi günlük grev süreci bir kez daha ortaya koydu:
Belediyeleri elinde tutan düzen partileri belediyeleri siyasi arpalık olarak görüyor, belediyecilik hizmetlerini ise piyasacılığa teslim etme konusunda ortaklaşıyorlar.
Yaşanan grevde, Cemil Tugay ile partisinin İzmir halkını belediye işçilerine karşı kışkırtacak, emekçileri karşı karşıya getirmeyi göze alacak kadar şuursuz, âdeta AKPvari bir siyaset sergilemesi ise ayrıca ibretliktir. Bu anlayış, işçi düşmanıdır.
İzmir’i 22 yıldır yönetenlerin “mali disiplin” denince akıllarına öncelikle işçinin maaşının düşük tutulması ya da halka sunulan hizmetlerin ücretlerinin artırılması geliyor.
Belediye işçileri ise çalışma ve yaşam koşullarına dair ciddi sorunlar yaşıyor ve belli ki, bu sorunlar yaşanmaya devam edecek. İşten atılma korkusu, geç ya da eksik yatan maaşlar, mobbing, kötü çalışma koşulları ve söz verildiği hâlde verilmeyen ya da eksik verilen sosyal haklar, neredeyse tüm belediye işçilerinin yaşadığı sorunlardır.
Buradan tüm belediye işçisi arkadaşlarımıza bir kez daha sesleniyoruz:
İş güvencesi için, insana yaraşır koşullarda çalışmak ve insanca yaşayabilmek için yeni bir toplu iş sözleşmesi (TİS) masası beklemeyin. Sadece iki yılda bir kurulacak TİS masasını beklemekle hiçbir sorun hallolmaz. Sadece o masalara bel bağlandığında, belediye işçileri o masalardan güçlenerek kalkmaz.
Belediye işçilerinin örgütlülüğünü gerçek ve güçlü kılmalı, grev öncesinde Cemil Tugay’ın dillendirdiği işten atma saldırısına boyun eğmemeliyiz.
Bunun yolu, Türkiye’deki eşitsizliği asıl yaratan holdinglerden ve onların düzeninden hesap sormaktan geçer.
Bunun yolu, belediye işçilerinin işçi sınıfının parçası olarak düzen partilerinin ricacısı olmaktan çıkıp Türkiye’ye, bugüne, emeğe ve ekmeklerine dair siyasi bir güç olarak sözlerini söylemelerinden geçer.
Mücadeleyi bugünden büyütmek, işçi sınıfının birliğini sağlamakla, onun ayağa kalkmasıyla mümkündür."